Beden-Zihin-Ruh veya Üçü Birden

Geçen hafta Dr. Gabor Mate’nin İstanbul’daki konuşmasına gidip dinledim. Bir insanın yazdıklarını okumak başka, onunla aynı mekanda bulunup söylediklerini karşısında dinlemek başka bir deneyim. Öyle ya da böyle bizler beden, jest, ses, zamanlama gibi bileşenlerin bir bütünüyüz ve bazen karşımızdaki insanın bir soruya cevap vermeden önceki küçük bir boşluğu bile koca bir anlatı olabiliyor.

Gabor Mate günümüzün bütüncül düşünen doktorlarından biri ve psikolojiyi ya da başka bir deyişle duyguları ve düşünceleri bedenden ayırmayan bir bakış açısı var. Seperatif düşünce bizlerin yeni sistem düzeninin bir ürünü; işin özünde böyle bir ayrımcılık aslında yoktu. “Asıl hata, ruh için ayrı, beden için ayrı doktorlar olması” gibi düşüncelere rastlıyoruz Platon’a baktığımızda. Bu paylaşımı da Nihan Kaya yapmıştı; kendisi bedeni düşünmeyi de kapsayan bir yazar.

Ruhla bedeni ayırmak, sorunla çözümü ayırmak, ya da her şeyi birbiri ardına dizili bir sıralı neden-sonuç ilişkisi üzerinde görmek uzun vadede epey disfonksiyonel bir yaklaşım. Anlık semptom gidermek adına uyguladığımız yöntemlerin bir süre zarfında alışkanlığa dönmesiyle ana kaynağı baskıladığımızdan daha büyük sorunlarla uğraşıyoruz. Bir iyileşme veya kendimizi bulma yolculuğunda muhakkak bedeni sürecin içine dahil etmek gerekir. Bedeni dahil etmemek dünyevi varlığımızı sürecin dışında bırakmak demektir; ki şimdilik bir ömrü dünya üzerinde geçirdiğimiz düşünecek olursak bunun mantıksızlığını fark etmiş oluyoruz.

Ne kadar günlük dilde bir söylem olarak “beden, zihin, ruh” desek de esasında bu üçünü kategorizasyona sokmak gerçek anlamda bir şey ifade etmiyor. İnsan, bütünlüğü anlamlandırmak ve tanımlayabilmek için parçalara bölmeyi gereksiniyor olabilir, yine de insan bütün problemlerinin bu bütünlüğü ayrı katmanlara sıkıştırıyor olmasından kaynaklandığını çözebilecek kadar verimli düşünebilen bir varlıktır. Bunu cümlelerle algılayıp gündelik işlevde ya da problemlerimizde bir türlü uygulayamıyor oluşumuz ise aynı hatadan kaynaklanıyor: sözde bu üçünü ayırmamak gerektiğini bilsek de bunu yalnızca okumakla veya “Aaa evet doğru söylüyorlar.” demekle yetiniyoruz.

Oysa hemen şimdi bedenimizle düşünmeye başlamak bu bütünlüğün idrakının ilk adımıdır. Bir hali bedenle deneyimlemeden, oturduğumuz yerden onun hakkında varsayımlarda bulunarak hiç gereği olmayan bir enerji kaybı yaşıyoruz. Bunun yerine bedeni direkt deneyimin içine dahil etmeliyiz. E beden zaten deneyimin hep içinde öyle değil mi? Bedenin olmadan su içemezsin, yemek yiyemezsin, yürüyemez, sevişemez, derse gidemez, hatta meditasyona da oturamazsın. Dünyadaki varlığımız bedene tabidir. O halde bedeni deneyime dahil etmek ne demek?

Bedeni uyanık bir bilinçle eyleme dahil etmek demek. Bu uyanıklığı geliştirmek için de düzenli bir şekilde bedeni besin gibi bilinçli hareketlerle beslemek demek. Yani bedenin öz duyumunu, iç algısını, aynaya bakmadan bedeni içeriden görebilmeyi ve anlayabilmeyi. Yorumlamayı değil ama; beden bize daha basit ve direkt sinyaller verir. Dili nettir, bu netliğe hayatımızda yer açabilmek için zihnin bedende de olduğunu düşünmek destekleyici olabilir.

Alışageldiğimiz tanımları değiştirmek zordur, insanlık olarak ortak bir iletişim dili oluşturmak adına elbette zihin, beden ve ruh kavramlarını birbirinden ayrı sözcüklerle tanımlamaya devam edeceğiz. Sözcükleri ayrı olsa da bu üçünün birbirinden ayrı ayrı değil; birbirine, birbiri içinde, bir bütünselliğin yalnızca isimlendirilmiş parçaları biçiminde çalıştığını hissedebiliriz. Zaten ruh tamamen soyut bir kavram, bilim zihni henüz nörozihin-“connectome” kavramlarıyla yeni yeni irdelemeye başladı, beden tüm somutluğuyla burada olsa bile halen bir gizem. Belki üçüne birden aynı yerden bakılsaydı aradaki boşlukları doldurmuş olurduk…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir