Bedene “Bana Hikayeni Anlat” Desen, Dansla Konuşurdu

Dans, insanlığın ilk var olduğu zamanlardan beri bir iletişim aracı olarak kullandığı bedensel bir semboldür. Hatta, doğaya baktığımızda dansı sadece insana indirgemek de yanlış olur; hele geçen gün erkek kelebeğin dişi kelebeğe yaptığı çiftleşme dansını kendi gözlerimle izledikten sonra dansın nasıl da tüm evrene dair bir iletişim olduğunu hatırlamış oldum.

Peki sonra ne oldu da dans sadece dansçıların yaptığı “özel” bir eylem haline geldi? Biz kabilelerce dans edip kutlarken, bazen dansla yas tutarken, neden şimdi dans “beceremeyeceğimiz, zor” bir imge olarak algılanıyor?

Bizler, sözü ve sözlü anlatımı geliştirdikçe, anlamın içini tanımlı ses bütünleriyle doldurmaya başladık. Böylelikle sözcüğün iletişimde yerini alması, anlatıdaki hareket ihtiyacını azaltmış oldu. Söz, dolayısıyla düşünce ve zihnin konuşma şekli; bize tek gerçeğimizin kelimeler olduğu fikrini dayatır. Öyle ki zihnin işleyiş biçiminden tüm olan biteni sözsel sınırlamalar içerisinde kısıtlarız.

Zihnin ve sözcüklerin bu hızı, dünyada tanımlamalar ve ayrımların iyice netleşmesi; insanın insanlığından pekçok şey götürdü. Kendimizi zihnimiz sanmaya devam ettikçe varoluşumuzun ana biçimini unutmaya, yabancılaşmaya başladık.

Düşünceyi ellerimiz arasına alamayız, düşüncenin varlığından bile emin olamayız, ancak beden ellerimizin arasında hemen şuracıkta tüm maddeselliğiyle durur.

Öyle ki, beden anlatmayı asla bırakmaz. Onu harekete, ifadeye katılmaya çağırmadıkça; beden muhakkak kendini kapsayan bir ifadenin yolunu bulur: Ve ağrılarla, sinyallerle, yaralanmalarla bedenimizi hatırlamak durumunda kalırız.

Seni sürekli dünyaya çekmeye çalışır.

Fakat bedenimizle vakit geçirmek için harcadığımız çabanın fazlaca stilize olmuş hareketlerle yüklü olması, bedenin pek sevdiği bir yol değildir.

Beden dayatmalar istemez. O, hatırlamak ister…

Ne olduğunu, nereden geldiğini, köklerini, bağlarını, tarihini.

An’ı, dünyayı, varlığı hatırlamak ve tüm bunlara aracı olmak ister.

Bunun için doğaçlama dansta, iyi bir alan tutucuyla birlikte deneyimlediğin özgürlükte gerçek sen’i anlatırsın. Dans zaten bedeninde çok eski bir kayıt, unutma, senden önce dans vardı. “Önce dans vardı…”

Bedenine seninle bağ kurabilmesi için gerçek bir söz hakkı versen,

“Bana hikayeni anlat.” desen, kelimeyle değil;

dansla konuşurdu…

Sözcüklerin olmadığı yerde sen kimsin?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir