“Bedenini Kaybeden Kadın”: Propriyoseptif Algımız

20. Yüzyılın en etkin nörologlarından biri olan Oliver Sacks’in ‘Karısını Şapka Sanan Adam’ kitabında ‘Bedenini Kaybeden Kadın’ adlı bir öykü vardır. Oliver Sacks, bilimi şiirsellikle işleyebilen ve bunu anlaşılabilir bir perspektiften sunan nadir yazarlardan biridir ayrıca. Duyusal algımızın değişmesiyle tüm dünyamızın nasıl farklılaşacağını örneklerle, hastalarının hikayeleriyle özetler; aslında nasıl da şeylere anlamlar veren iletken bir ağ örüntüsü olduğumuzu orjinal anlatılarla hissettir bize.

‘Bedenini Kaybeden Kadın’ öyküsünde Christina bir sabah uyanır ve bedenini hissetmediğini fark eder. Dışarıdan oldukça sağlıklı görünmektedir ancak bedeninin konumunu, hareketini, duruşunu anlayamamaktadır. Christina propriyosepsiyon yeteneğini kaybetmiştir, gözlerini kapadığında ise bedeninin kontrolünü tamamen yitirir çünkü görürken bir nebze bulunduğu yer, bastığı zemin, hareket etme biçimi hakkında fikir sahibi olabilmektedir ama görme duyusunu kullanmadığı zaman ayakta zor durmaktadır.

Propriyosepsiyon’un ne denli önemli bir algı olduğunu anlatan teorik bilgilerden ziyade; propriyoseptif algısı çalışmadığında hareket kabiliyetini ve yaşam içindeki tüm fonksiyonunu yitiren bir hasta hikayesi okuduğumuzda aslında işleyişi daha fazla içselleştiriyoruz. Çünkü propriyoseptif algımızla bizler üzerine düşünmeden ilişkileniyoruz, bu algı sayesinde uzay, zaman, mekanda kapladığımız yeri anlıyoruz, oturduğumuzda bacağımızın nerede durduğunu; başımızın dengesini, yürürken birine çarpacağımız mesafeyi otomatik olarak biliyoruz.

Propriyosepsiyon, bedenimizin kapladığı alanın mekanla ve ötekilerle kurduğu ilişkiyi belirliyor. 6. Duyu olarak da pek çok kaynakta yerini aldı: Yani görme, duyma, tatma, koklama ve dokunma dışında; bunlarla ilişkili ancak bunlardan bağımsız olarak kendi başına bedenimizde işleyen bir duyumuz. Interosepsiyondan farklı olarak yalnızca kendi içsel duyularımızı dinlediğimiz bir kanal değil, ekstrasepsiyon gibi yalnızca derimizden dışarıda olanları duyumsadığımız bir sistem de değil. Uzamın içinde ne olduğumuzu, nerede durduğumuzu, nereye yol aldığımızı bize kendiliğinden hissettiren; üç boyutluluğumuzun anahtarı aslında.

Propriyosepsiyon ve Dans ilişkisi

Dans esnasında hareketimizin ne olduğunu bilmek için eğer aynadan görme ihtiyacı duyuyorsak; bu bizim propriyoseptif algımızı geliştirmemiz gerektiğine dair bir işaret olabilir. Çünkü aslında, bizler gerçekleştirdiğimiz hareketin mekanda nereye açıldığını, ne kadar yer kapladığını, nasıl konumlandığını algılayabilecek kapasitedeyiz. Eklemlerimizde, kaslarımızda bulunan reseptörler aracılığıyla beynimiz her an bedenimizle ne yapmakta olduğumuzu biliyor haldedir.

Eğer bu iletişim ağında bir zayıflama gerçekleşirse kendimizi elimizi kolumuzu oraya buraya çarparken, düşerken, bedenimiz ‘yokmuş gibi’ bir sanrıya kapılırken, bize gösterilen bir hareketi nasıl yapacağımızı bilemiyorken bulabiliriz.

Ayrıca bu insanların “Kendimi bedenimde hissetmiyorum. Sanki başka bir yerdeyim.” ya da “Bedenim yok gibi.” ya da “Köklenemiyorum.” tarzı ifadelerini sıkça duyarız.

Görsel algıya dayalı çağımızda her şeyi görme üzerinden biçimlendirmekle sonuçlanan propriyoseptif bir zayıflık söz konusu. Dans eğitimlerinde de hep bahsettiğim gibi gözümüz ile algıladığımızı tek hakikat zannediyoruz ve dengemizi, derinliğimizi, çok yönlülüğümüzü yitiriyoruz. Ayrıca bu öne kapanma, karın bölgesinde sıkışma ve omurgamızda doğal dikliğimizi sürdürmekte zorlanma gibi sonuçlar da doğuruyor.

Propriyosepsiyon Duyumuzu Geliştirmek için Ne Yapalım?

Bunun için size herkes aynı cevabı verecektir: Egzersiz. Peki nasıl egzersiz? Her egzersiz propriyoseptif duyumuzu geliştirir mi derseniz, aslında muhakkak katkısı olacaktır diyebilirim. Yine de daha spesifik bir cevap arıyorsak bu seçenekleri öncelendirebiliriz:

1) Denge çalışmaları yapmak bizi mecburi olarak bedenimizin pozisyonu hakkında bilgi almaya zorlar. Dolayısıyla tek bacak üzerinde yapılan egzersizler, denge tahtalarıyla ya da kaygan bir zemin hissiyatı veren spor gereçleriyle denemeler yaptığımızda propriyosepsiyon algımızı aktifleştirmiş oluruz.

2) Bazı hareketleri gözler açık yapmak, sonra o hareketleri gözler kapalıyken de yapmak. Gözler kapalıyken yapılan egzersizler görme referansından faydalanamayacağı için doğal olarak propriyosepsiyondan destek alır ve bedenimizin hangi hareketi yaptığı ya da etrafındaki nesnelerle uzaklığı konusunda beynimize bilgi verir.

3) Dansta koordinasyon çalışmalarını hem sağdan hem soldan dengeli bir şekilde pratik etmek propriyosepsiyon algımızı destekler. Genellikle tek taraftan hareket etmeye daha yatkın olan bedenimizi, hep sağ taraftan hareket ediyorsak sol taraftan da hareket ettirdiğimizde ve belirli dans paternlerini zayıf olan tarafımızdan da yaptığımızda bedenimize hakimiyetimizi arttırmaya başlarız.

4) Partnerli çalışmalar, spor veya herhangi bir etkileşim propriyoseptif algımızı güçlendirir. Karşı bedenin hareketlerine hızlıca yanıt vermemiz gereken durumlarda; bedenimiz uyanık ve ayık olmalı, dolayısıyla her an propriyoseptif algısıyla bağlantıda olmalı ki; örneğin sağdan hızla bir top geldiğinde onu o anda hızla yakalayabilsin ve gerekeni yapabilsin.

5) Yavaş dans egzersizleri propriyosepsiyona fayda sağlar; çünkü yavaşça bedenimizin içinde dans ettiğimizde bedenimizin tüm detaylarından geçeriz ve böylelikle erişimimiz olmayan bölgelerdeki duyuları da uyandırırız.  Çünkü propriyosepsiyon; bedenimizi bir bütün olarak algılamamızı da sağlar ve eğer bedenimizde kopukluklar varsa, hissedemediğimiz belirli bölgeler varsa oraları canlandırmak algımızı bütünleyecektir.

6) Beden tarama (body scan) gibi hareketsiz olduğumuz ancak bedenimizin içini ve halini duyumsamayı denediğimiz egzersizler de algımızı geliştirir, hatta artık belirli bir hareketi yaptığımızı hayal etmenin de pek çok faydasının olduğunu bildiğimiz bir dönemdeyiz. O hareket zihninizde gerçekleştirip o esnada bedeninizdeki duyumsamaları algılamayı deneyebilirsiniz.

Bedenleriyle “dinleme” ve “bütünleme” odaklı çalışmalar yapmayan pek çok kişinin propriyoseptif algısının zayıflayacağını ve bunun uzun vadede kronik ağrılar, sakatlıklar, günlük hareketlerde disfonksiyonellik, kendini ve bedenini hissedememe, bedenin ihtiyacını algılayamama, bir tehlike geldiğini sezememe, gerektiğinde bedeni harekete geçirememe ya da sakinleştirememe gibi pek çok soruna yol açacağınızı biliyoruz.

Bu nedenle burada, bu mekanda, bu bedende ve ilişkilendiğimiz insanlarla ve nesnelerle organik bir iletişimde kalabilmek için propriyosepsiyon algımız ile baskı kurmadan çalışmak iyi bir fikir. Kendiniz için eğlenceli bir hale getirdiğiniz ve “Ben şimdi propriyosepsiyonumu geliştireceğim!” hedefi koymak kadar ciddiye almadığınız basit egzersizlerle ve ayrıca yaşamın içine katılarak zaten yeteri kadarını bedenleyeceksinizdir.

Bedenimizi kaybedeceğimiz yere, onu her gün biraz daha derinden hissedebileceğimiz günlere.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir