Cinsel Enerjiyi Özgürleştirmek vs Cinselliği Savurmak

Modernleşen dünyada “travma” terimini çok daha yaygın kullanmaya başladık ve artık çoğumuz bilinçdışı reaksiyonlardan oluştuğumuzu biliyoruz.

Bilhassa cinselliğin yasaklandığı toplumlarda cinsel travmaların yaşanma sıklığı çok fazla. Hepimiz bununla başa çıkmanın yollarını arıyoruz.

İnsan bir şekilde cinsel enerjisini, yaşam gücünü özgürleştirmek istiyor. Bunun için çeşit çeşit yazılar okuyup terapiler alıp videolar izliyoruz.

Kişinin kendi cinsel varlığıyla barışması epey mühim. Bunu biliyoruz.

Peki, konuya bir de başka bir yerden bakalım mı?

Cinselliği özgürleştirmek, cinselliği savurmak mıdır? Sürekli cinselliği arzulamak mıdır? Kendini cinselliğin, cinsel yönelimin ya da kimliğin üzerinden mi tanımlamaktır? Buralarda ciddi bir algı karmaşası dönüyor.

Modernliğin özellikle de yeni jenerasyonda seks özgürlüğü olarak tanımlandığı bir çağdayız. Çok eşli denemeler, deneysel kalmanın tek yol ve doğru olanmış gibi algılanması, hatta cinselliği aşık olmadığı biriyle paylaşmak istemeyen kişiye geri kafalı denmesi… örnekleri çoğaldı.

Bitmek bilmeyen haz merakımızı, tüm eksikliklerimizi cinsellikle doldurmaya çalışıyor ve özgürlük adı altında cinselliği tüketebiliyoruz.

Cinselliği belirli sebeplerden -istediğimiz halde- yaşayamamak evet bir problemdir yaşamımızda, ama bu demek değildir ki cinselliği rahatça yaşayabilen bir insan normatiftir.

Gerçekten üzerine etraflıca duygularımızı tartmadığımız, düşünmediğimiz, kendimize sindirmek için alan ve zaman tanımadığımız cinsel paylaşımların sonucunda bize ne oluyor?

Bir keresinde bana çok güzel bir gazete haberinden bahsetmişlerdi. “En iyi cinsellik arada durup mola verip çay içtiğimiz cinselliktir.” diye. Buna çok gülmüştüm. Çünkü günümüzün gerçeğinde önce cinsellik, sonra tanışma gerçekleşiyor ve sonuç hayal kırıklığı. Herhalde o çay içme molası tanışmak için iyi oluyor. Komik ama gerçek.

Elbette bedenlerimiz de iletişim kuruyor ve tanışıyor. Elbette cinsellik de bir paylaşım, bir iletişim. Sadece cinsel anlamda sağlıklı olmakla ilişkilenmeleri cinsellikle temellendirmek arasında bir fark olduğunun altını çizmek istiyorum.

Ayrıca günümüz porno bağımlılığı oranı, haz bağımlılığı durumun ciddiyetini sağlam bir şekilde ortaya koysa da; bu konuların hep üzeri örtülüyor. Kimsenin üzerine konuşma, paylaşma cesareti yok. Bu şekilde de bu tablo git gide meşrulaşıyor. Toplumsal algılar bu şekilde yönetiliyor.

Eros’un Istırabı kitabında şöyle bir cümle vardır: “Pornonun en büyük problemi içinde çok fazla cinsellik barındırması değil, hiç cinsellik barındırmamasıdır.” Ve cinsel eğitimin verilmediği genç kesim, cinselliği pornodan öğrenip büyük bir yanılgıyla başlıyor bu sürecine.

Popüler dizilerin, filmlerin bilhassa Netflix gibi yapımların da cinselliği bol keseden fütursuzca ve tek “cool” buymuşçasına göstermesi de cabası.

Acı ama gerçek… Dolayısıyla, önüne gelen herkesle birlikte olmak istememen seni cinsel olarak problemli yapmaz.

Çok eşliliği seçmemen seni geri kafalı yapmaz.

Sürekli cinsel arzununun yüksek olmaması seni hasta yapmaz.

Cinsellik evet önemli; ama ötesinde bir dünya var artık.

Limbik sistemimiz ve frontal korteksimiz çok gelişti, şükür ki.

Yalnızca haz temelli yaşamayacak seviyedeyiz.

Bu işin bir doğrusu olmadığını, cinselliğinin de aynı her özelliğin gibi sana özgü olduğunu hatırlatmak isterim.

Bana kalırsa bu bilgi, en büyük cinsel özgürlüktür!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir