Dans ve Hareket, Aynı ama Farklı, Neden?

Dansın insanlık tarihi kadar eski olduğunu biliyoruz. Hatta hareketi ve dansı iç içe gördüğümüz bir senaryoda dans; insanın en eski en arkaik iletişim biçimlerinden biridir. Dansı ve hareketi konsept olarak birbirinden ayıran ise; genel olarak dansın estetik bir algıya ve formlara hitap etmesi, hareketin ise bir eylem olarak daha nötr bir alanda tanımlanmasıdır.

Dansın ve hareketin sınırlarının tam olarak ne olduğunu saptamak günümüzde mümkün değildir. Çünkü dans da hali hazırda fazlasıyla yapılandırılmış ve tasarlanmış olan bir disiplinden çok, insanın kendi vücuduyla bağ kurması için doğaçlamalar ve bedenini duyuları, hisleriyle algılaması yönüne doğru ilerliyor.

Tabii hala dansı kendi türüne özgü biçimiyle net bir formda sunan ekoller de var ancak dansın salt bir hareket olarak algılanmasının ve belirli kalıplara sokulmaktan vazgeçilmesinin yaygınlaştığı aşikar.

Peki gerçekten mümkün müdür dans ederken duygusal olarak tetiklenmemek, içimizde bir şeylerin kıpırdanmaya başlamaması?

Hareket bizim gündelik rutinlerimizde de gerçekleştirdiğimiz her türlü aksiyondur: Yürümek, temizlik yapmak, raflara uzanmak, yatakta sağa sola dönmek. Bunların hepsi birer gündelik harekettir. Spor da bir harekettir, kendi türüne göre belirli hareket formlarını gereksinir, sıralar, hizalar, sayılar verir. Yani spor hareketi biçimlendirir ve belirli bir amaca yönelik serilerle, antrenmanlarla hareketin fonksiyonunu belirlememizi sağlar.

Nedir bu ötesi? Rasyonel akılla cevaplamak muhtemelen yetersiz kalacaktır. Dansı bir hareket serisinden çok bir oluş hali olarak düşünebiliriz. Bu süreç iki türlü de işleyebilir. Hareketler bir oluşa hizmet ederek doğarlar ya da bazen ettiğimiz hareketler bir oluşa dönüşürler. Hangisinin hangisini başlattığı bilinmez, zaten böylesi bir diyalogda başını sonunu da bilemeyiz; nasıl ki evrenin hangi noktada var olduğunu tam algılayamıyorsak, bu sorunun cevabını da algılayamayız.

Dansa büyük çoğunlukla bir ritim eşlik eder, bir müzik. Her hareketin bir ritmi vardır elbette kendi içinde. Dansın ritmini burada ayıran en incelikli detay; bu ritimlerin duygularla bütünleşmesidir. Yani dansın içinde ismini koymasak bile duygu salınımlarına ve tanımsız hislere dalıp çıkma hali bolca deneyimlenir. Bunu dans genellikle müzikle işbirliğine girerek yapar. Müziğin ve dansın ayrılmaz sevgililiğini bir kere kendinizi müziğe bırakıp hiç tahmin etmeyeceğiniz dans hareketleri yaparken bulduğunuzda anlamak kolaylaşır.

Müziksiz de dans edilebilir elbette, insan kendi müziğini dinler, kendi ritmini takip eder, kendi bir ritim yaratır bedeniyle.

Veya duygusuz da dans edilebilir, dans etmek için ille de duygusal bir itkiye gerek olmayabilir. Peki gerçekten mümkün müdür dans ederken duygusal olarak tetiklenmemek, içimizde bir şeylerin kıpırdanmaya başlamaması? Pek de değil…

Burada dansı/hareketi gerçekleştirirken iç motivasyonumuzun önemiyle karşılaşırız. Diyelim ki ellerimin üzerinde (handstand) durmayı deneyeceğim. Bunu aslında duygusal bir amaç güderek yapmam, salt fiziksel çalışmalar gerçekleştiririm. Ancak bu hareketin tekrarlanması sonucunda elbette varlığım bedenimden sinyaller alarak hisler veya duygular üretmeye başlayacaktır. Kendini taşıyabilmeye bağlı güçlü hissetme, daha dengeli hissetme gibi gibi… Bu bir harekettir. Bunun dansa dönüşebilmesi için o hareketin içinde kendimizce bir ritme kapılmak, bir ritim yaratmak ya da hareketin içinde kendi içsel estetik yönelimlerimizle oyunlar oynamak gerekir.

Dansı da duygusal bir amaç gütmeden başlatabiliriz, ama er ya da geç içimizde bir yerlerde duygusal cevaplara sebebiyet verecektir. Peki her dans deneyiminde bu böyle midir? Elbette hayır. Bu hem yapılarımız gereği farklılık gösterir, hem de bize dans deneyimi için alan tutan insanın önceliğiyle ilgilidir. Bize dansı/hareketi sunan, bunun için alan tutan her kimse onun içsel hareket motivasyonu bizim deneyimimizi muhakkak etkiler. Biri birinden iyi veya kötü değildir, bu hayatta değerlerimizi ve önceliklerimizi belirleyerek nasıl bir pratik izleyeceğimizi seçebiliriz.

Her ne olursa olsun hareket etmek insan organizması için ve yaşayan herhangi bir canlı için zorunlu bir süreçtir. İstesek de istemesek de harekete tabi tutuluruz yaşam tarafından. Tabii isteyerek hareket etsek; bu istekle hareketin birleşiminden insanlığımızı kolaylaştıran ve pek muhtemel güzelleştiren hediyeler alırız.

Bu hareket sürecine bir de müzikleri, iç ritmimizi, duyusal ve duygusal bağları, uyumu, kendimizce estetik veya estetik ötesi algılarımızı eklemlendiğimizde dansla haşır neşir olmaya başlarız.

Dans o kadar geniş bir alan ki bu doğru bu yanlış demek imkansız.

Bunu ancak sizin bedeniniz deneyim esnasında ve sonrasında bilebilir.

Bazen belki bir hareketiniz dansa dönüşmek ister, hissedersiniz; bir ritim salınarak sağalmak ister bedeninizden, işte o anda aradan çekilirseniz; göreceksiniz,

dans sizsiniz…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir