Dans ve Vajinismus

Vajinismusu çok sık kendi aramızda konuşmasak da, aslında sık rastlanan bir durum olduğunu ve belki de ara sıra kendinin de yaşadığını fark ediyorsundur. “İstem dışı oluşan koşullu bir kasılma refleksi” olarak tanımlanan vajinismusta bu iki kelime epey önem taşıyor: İstem dışı ve koşullu. Bizler insan olarak, istem dışı gerçekleştirdiğimiz her eylemden rahatsız oluruz. Bu istem dışı durum bir de “aslında istediğimiz” bir koşula bağlıysa; daha büyük bir problem bizi bekliyordur: paradokstan oluşturduğu daha fazla kitlenme. Hem istiyorum, hem kasılıyorum! Ama neden?!

Ve içinden bir haykırma, belki bir donukluk yükseliverir.

Bize iyi hissettirmeyen birtakım deneyimlerimiz: fiziksel taciz, psikolojik taciz, şiddet, hoşlanmadığımız bir olaya tanık olmak, anlaşılmamak, özen gösterilmemek… Tüm bunlar bedenlerimizde izler bırakır. Ve biz o olayın geçmişte kaldığını düşünsek hatta bilsek bile, tetiklendiğimiz anda beden aynı olayı tekrar yaşıyormuşçasına kasılır, kendini kitler ve aslında bir nevi “korumaya alır.”

Biz kendimize ne kadar şimdi ve burada korunacak bir şey olmadığını telkin etsek de, beden aynı döngüyü tekrar tekrar yaşar ve bu kabusumuz haline dönüşebilir. Özellikle cinsel birleşmeyi istediğin halde kasılmaya devam ediyorsan bunun yarattığı karmaşayı ve üzüntüyü çok iyi biliyorum.

Burada genelde sorunu bilip çözümü bulamadığımız bir durum oluşur. Destek almak, başvurabileceğimiz en güzel yoldur. Hiçbir şeyi tek başına halletmek zorunda değilsin.

Bu “güçlü insan” ideasını bırakarak ve biz insanların birbirini destekleyerek “iyi”leştiğimizi kendine hatırlatarak başlayabiliriz yola. Bazen sadece bunu bilmek bile kasılmayı hafifletebilir.

Yalnız değilsin, bunun bir çözümü var, hayır sonsuza dek böyle sürmeyecek.

Öncelikle biliyoruz ki bu bir kasılma hareketi, ihtiyaç duyulan hareket ise gevşemek. Yine de bunu bilmek, gevşemene yardım etmeyebilir. Çünkü bedende olan refleksi, yine bedenle rahatlatmak durumundasın. Yani bedenin refleksine zihninle “Hadi rahatla artık, neden rahatlamıyorsun, kasılmayı bırak!” diye çıkışmak pek işe yaramıyor. Denemişsindir.

Bu tür durumlarda bedeni çözümümüzün içine muhakkak almalıyız.

Pelvisi rahatlatmak, sallamak, titretmek odaklı danslarda düzenli çalışmayla bedenin kasılma refleksini bırakıp yerini yavaş yavaş güvene ve teslimiyete bıraktığını gözlüyorum.

Pelvisi rahatlatabilmek aynı zamanda yerle iyi bir bağlantı ister. Bütün bedenimizi anlamak, bütün bedenle bağ kurmak ve kendimizi içinde özgürleştirmek, dansın içinde keyifle birleştiğinde reflekslerimiz değişiyor.

Dans ve hareket, biz insanlığın en eski iletişim kurma yöntemlerinden biri olduğu için bilinç dışımızla yani istemsiz yaptığımız pek çok şeyle kontak kurmamızı sağlıyor. Yani dikkatlice ve özenle tasarlanmış dans pratikleriyle pelvisinin derinliklerine bakabilirsin, pelvisinle baştan tanışabilirsin ve o bölgede birikmiş birtakım duyguları salıvererek arınabilirsin. Özellikle de bunu destek alarak yaparsan, yani bir grubun içinde; tıpkı eski kabilelerdeki gibi ritüel olarak deneyimlersen seni muhakkak bir yerden başka bir yere taşıyacaktır.

Dansla bedenimize çok şey öğretiyoruz, sonra da bedenimiz bize öğretiyor. Oysa insanlık sorunlarını sürekli oturduğu yerden çözmeye çalışıyor. Ya da mevcut olan sorunun üzerine basa basa deniyorlar rahatlamayı. “Travma dönüştürülecekse onunla doğrudan karşılaşmamayı öğrenmemiz gerekir.” Der Peter Levine’in Dile Gelmeyen Bir Sesle kitabında.

Acımızı dürtüp durmak yerine, yumuşak, zarif, şefkatli fiziksel eylemlerin hücrelerimizden girip bizi rahatlatmasına izin verelim. Göbek dansı, kalça sallama hareketlerini geniş bir bilinçle yapmak kasılma ihtiyacını azaltacak çünkü bu iki dans da pelvisi rahatlatabilmekle ilgili.

Ve dansta derinleştikçe, bundan daha fazlası olduğunu göreceksin…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir