Dişil Enerjide Derinleşmek Zor mu?

Dişil enerjinin ne sanıldığından ve aslında ne olduğundan daha önceki yazılarımda defalarca bahsettim. Bize pompalanan dişil enerji kavramı yine erk bir kaynaktan dayatıldığından, “dişil enerji”yi algılayışımız ve tanımlayışımız bile epey eril bir dilden oluyor. Listeler halinde tanımlıyoruz dişil enerjiyi, “Buse Hanım, dişil enerjimi yükseltmek için ne yapmalıyım?” Sorusu sık soruluyor, öncelikle dişil enerjinin yükselen bir şey olmadığını tekrar etmeliyim. Alçağı ve yükseği olmaz herhangi bir enerjinin. Enerji genişler, derinleşir; yani başka deyişle içeri doğru genişler.Tanımlamakta bu kadar zorlandığımız bir kavramın bedende idrakı da zor oluyor. Çünkü dişil enerjiyle karıştırdığımız belli başlı durumlar var: seksi görünmek, özgüvenli-ymiş gibi davranmak, “cool kadın” olmak ya da eşini memnun edebilmek veya iyi giyinmek. Ya da sürekli evrenle, doğayla, yeşillikle, güzellikle bağda olmak ve mütemadiyen meditasyon halinde gezinmek. İyi kıvırmak, canı sürekli sevişmek istemek, hiç sinirlenmemek, hep kabul etmek, her şeyi yumuşakça karşılamak, çok alıcı olmak, her zaman içinden geldiği gibi davranmak…

Buraya birkaç sayfa daha örnek yazabiliriz, hepimizin dişil enerjiyle ilgili belirli fikirleri ve olmalı’ları var. Zaten dişil enerjimizi kaybettiğimiz yer tam burası. Bir şeyin nasıl olması gerektiğiyle ilgili fikir sahibi olmak ve ona fazlasıyla tutunmak doğrudan dişil enerjiye ters işleyen bir yaklaşım.

Kendimizin nasıl olması gerektiğiyle ilgili fikir üretmeye başladığımız yerde dişil enerjimizi sıkıştırmaya da başlıyoruz. Kafamızda kendimize dair kurduğumuz ideal dünya ve gerçekliğimiz arasında yaşanan savaş, bizi kendimiz olma cesaretinden alıkoyarken içerideki hesaplaşmalar, direnç ve işlemeyen bir sistem eril enerjimizin de sarsılmasına yol açıyor. Dişil enerji bir kaynak olarak eril enerjimizi besler; eril enerjimiz dişil yanımızdan aldığı duygularla, itkilerde dünyada bir eylem ve hareket gerçekleştirir, bir yapı kurar, bir düzen yaratır ve sıraya dizer, kategorize eder. Dişil enerjimizde hali hazırda “olması gerekenler” ya da “olduğunu varsaydığımız” “oldurmaya çalıştığımız” alanlarımız varsa; eylemlerimizin kaynağı olan içsel okyanusumuzda arıza olduğu için işlerimiz bir türlü yolunda gitmez.

Kelimeler tanımlar; dolayısıyla dişil enerjimizle kelimelerin olmadığı yerlerde buluşuruz. Biliyorum biraz ironik, çünkü ben dişil enerji hakkında yazılar yazıyorum. Ama yazdığım hiçbir yazı size dişil enerjinizi açıklayamaz, hissettiremez; yalnızca zihninizde bazı kapılar açabilir ki siz kendinize doğru yola çıkma arzusu duyun ve bunun mümkün olduğuna dair sözcüksel bir dayanağınız olsun. Hayır, sözcükler sizin dişil enerjinize dokunamaz.

Bir ses dokunabilir, bir müzik, bir el, bazen bir koku ve hiç tanımlayamayacağınız bir his. İnsana dair bir şey, burada insan’a derken çok yeni gelişmiş beynimizle kurguladığımız bu “yeni insan”ı demiyorum, insanlık tarihi boyunca bize eşlik etmiş birtakım duyular ve duygular dokunabilir. Yine de dişil enerji duyuların ötesinde bir oluş olduğunu bilir, onu içinde saklı tutar; ona öykünmez sürekli. Çünkü kabul eder (evet kabul dünyayı olduğu gibi kabul etmekle olur) ve buradan, kendinden başka bir gerçeklik aramaz. Bilse de, peşinden koşmaz; burada olmasının bir sebebi olduğunu sezer. Sezdiklerini açıklamaya çalışmaz, kelimelere hapsetmez, bildiğini göstermeye veya dayatmaya uğraşmaz. “Oluş evreninde” tüm bunlara gereksinim yoktur.

Bedenimiz keşfetmek için bize verilmiş birer armağan olarak bildiğimiz, sezdiğimiz ama tanımlayamadığımız tüm o yerlere bizi götürebilir. Bizi kendimize doğru “guide” edebilir yani kendimize doğru gitmek için bedenimiz bize rehberlik edebilir. Gerçek bir dansın içinde olan tam olarak budur: bedenimizin içinde olmayı araştırırken öteki dünyaların kapısının bize açılması. Tüm o geçmişin, duyguların, geleceğin, evrenin, hiçliğin ve her şeyin şeffaflığını hissetmek.

Öte yandan bulunduğun yere merkezlenmek; ki sonsuza dek genişleyebilesin.

Dişil enerjin bu merkezden sonsuza genişlemeyi bilen ve bedeninde akmayı bekleyen bir yanın. Bu hepimizde var, bazılarımızda daha hissedilir, bazılarımızda daha saklı. Ama orada. Ve onda senden başka kimse derinleşemez, yalnızca senin gidebileceğin bir hazine. Bunun için bedenli bir varlık olarak, önce fiziksel dünyandaki blokları yumuşatalım ki alan açılsın ve dişil enerji varlığında özgürce dolaşabilsin. Bu olduğunda ekstra bir şey yapmana gerek kalmayacak. Saf çabasızlık.

Kaynağı hissetmenin özgürlüğü.

Karnına dön.

Oradan yaşadığında, sana zor gelen hiçbir şey olmayacak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir