Feminen Olmak veya Feminiteyi “Yapmak”

Bazen çokça soru ve fikir duyuyorum bu konuda :”Erkek gibi hissediyorum, erkek gibi olduğumu söylüyorlar” veya “Dişil enerjim çok düşük, ne yapacağımı bilmiyorum”… gibi.

Kendimizi kadınsı, güzel hissetmek adına “yaptığımız” her türlü eylemin altını bilinçle, kendimize hizmetle doldurmadığımızda; kendi feminenliğimize daha çok yabancılaşıyoruz bana kalırsa.

Günümüzde kadın kendini güzel hissetsin diye (aslına bakacak olursak bir ölümsüzlük ilüzyonunda gezinip dursun diye) sunulan tüm kapitalist yapılanmalar bu konuda ne denli kayıp olduğumuzu gösteriyor. Kadında güç algısı genç ve güzel kalmak üzerine temellendirildiğinden aslında kadınlar arası anlamsız, belirsiz bir gerilime çok fazla şahitlik edebiliyoruz. Bir de tabii tüketim çılgınlığına.

Tabii ki ruj almayın, cilt bakımına gitmeyin, sütyen almayın gibi bir şey söylemek istemiyorum, yalnızca kendi feminenliğimizi bunlara bağlıyor oluşumuzdaki ataerkil; yani sahip olunulan paradoksal durumu netleştirmeye çalışıyorum. Al, al, al.. Asla bitmeyecek bir döngünün içerisinde; bize yaratmayı sunan dişil enerjisinin aksine bizler sürekli bir tüketim unsuruna dönüştürüyoruz güzelliği.

“Özdeğer”, “özsaygı” önce kendimize bakmakla doğuyor. Ne demek peki bu bakım? “Özbakım” sahiden ne demek senin için? Ne seversin sen, bedeninde en çok hoşuna giden yerin neresi, sana nasıl dokunulduğunda değerli hissedersin? Güzel olmak ne demek bilincinin en derinlerinde, kendini feminen hissetsen hayatında ne daha kolay olurdu? Sana kim kadınsı olmadığını söyledi veya hissettirdi, bu düşünce sana mı ait gerçekten? Veya en basitinden: Güzel hissetmek senin için güvenli mi?

Tüm bu soruları kendimize yöneltmeden, toplumun bize dayattığı feminiteyi “yapmanın” yıkıcı etkileri olduğunu gözlemliyorum. Oysa kendimize ritüeller yaratmak, bedenimize içeriden ve dışarıdan dokunmayı pratik etmek, özdeğerimizi en önce kendimizin inşaa ettiği ve onayladığını algılamak, bir bütünün biricik parçası olduğumuz bilgisini daha çok dinlemek… Dinlemek… Ve duyduğumuza cevaplar vermek. İtmeden, göstermek zorunda kalmadan, olduğumuz halimizle. Kendi olan insan erotiktir en nihayetinde. Biz feminenliğimizi aslında otantikliğimizde buluruz. Güzelliğin büyüsü bu çeşitliliktedir ve kendiliğindendir.

(Ayrıca hep güzel veya feminen hissetmek durumunda olmadığımız da ayrı bir başlık konusu olabilir.)

Nitekim buralarda dolandıktan sonra gidip aldığımız o rujun tadı bir başka olur; gülümsememizi süsleyen bir renk, eğlendiğimiz bir oyun arkadaşı olur belki. Dişil oluşu bildiğimizde, eylediğimizde tüm metaların bize hizmet edebileceğini anlarız, ve ikna oluruz.

bizim; bizi feminen yapsın diye metalara hizmet etmemize gerek olmadığına ve feminenliğimizi onaylasınlar diye başka bakışlara ihtiyaç duymadığımıza.

Bunun için bir şey “yapmamıza” gerek yok, hiçbir zaman da yoktu.

Var olan zaten hep vardı ve oluyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir