Hareketsizliğe Giden Gelecekte Harekette Kalmak

Sanıyorum eskiden yeni bir yıla girerken daha fazla heyecan duyardık. Daha fazla dilek tutardık ve daha fazla hediyeler alırdık, coşkunun hakim olduğu bir uğurlama. Dahası bir inanç, geleceğin daha “güzel” olacağına dair.

Geleceğin daha güzel bir yer olacağına dair inancımızın bize vermiş olduğu yetkiye dayanarak “Yeni yılda spor yapacağım.” “Yeni yılda kendime daha fazla zaman ayıracağım.” vs gibi yeni yıla dayalı cümleleri daha fazla duyardık. Şimdi dünya zamansallığının gidişatı karşısında öyle dehşete kapılmış durumdayız ki umut vaat eden herhangi bir cümle kurmuyoruz. Son 2-3 yılda dünyanın geçirdiği hızlı dönüşüm hakkında artık düşünmüyoruz belki, sadece içindeyiz. Ama buram buram başkalık kokan, buram buram gerginlik yaratan tuhaf bir atmosferde olduğumuz konusunda çoğumuz hemfikiriz.

Düşünsenize, yaşamınızda hiç kimse sizinle bu kadar yan yana değil, bedeninizden başka! Onu keşfetmek doyumlu bir yaşam sürmenizi mümkün kılar.

Bazen rasyonel aklımızla ikna olması zor olsa da şu düşünce her zaman işlevini koruyor:

“Dünya tam da olması gerektiği gibi, ne eksik, ne fazla. Tam da böyle.”

Sık sık ne kötü bir döneme düştüğümüz, ne kadar rezalet bir devirde olduğumuz gibi hayıflanmalarla örtülü çevremiz. Buna bizler de dahiliz. Ya da tam tersi bir kutupta “Hayat sadece huzur, güzellik, pembelik ve neşe dolu”cular da var. Arayı bir türlü tutturamıyor gibiyiz. Lastiği bir oraya çekiyoruz, bırakıyoruz, öteki tarafa çarpıyor.

Dünya daha güzel veya daha çirkin değildi, daha güzel veya çirkin de olmayacak.

Bizim dünya hakkında düşündüklerimiz dünyamızı değiştirebilir, dünyayı değiştirir mi? Belki.

Yine de tüm bu sözler yüzeyde kalıyor, çünkü kendimize zorla bu düşünceleri kabul ettirmeye çalışıyoruz, içselleştirmiyoruz; dünyayla kavgamız büyüyor.

Dünya ile şu anda yaşadığımız çevre, etrafımız ve içinde bulunduğumuz fiziksel alanı kast ediyorum.

Peki ne yapacağız dünyayla anlaşabilmek için?

Dünyayı deneyimleme aracımız olan yapıyla çalışacağız elbette… Bedenle.

Bunu tekrar tekrar vurgulamanın önemini git gide daha iyi anlıyorum çünkü eylemselliği hızlıca kaybediyoruz. Oturduğumuz yerden o kadar fazla iş halledebiliyoruz ki hareket git gide yok oluyor. Oturduğu yerden konuşan kişiler olduk hepimiz bir nevi ?

Harekete duyulan gereksinim azaldıkça beden reaksiyonları çoğaltıyor, semptomlar gösteriyor. O henüz zihinlerimizin, bilincin ve olup bitenin hızına yetişmedi.

Ekranların hızına yetişemedi.

Gözümüzde büyüttüğümüz bütün o sorunların belki günde 30 dakikalık bir egzersizle bitmeyeceğini ama çok daha hafif bir hale geleceğini, başka bir deyişle bedenimizin tüm bu sorunları taşımak için canlı ve güçlü bir hale geleceği aslında çok net bir bilgi.

Buna rağmen harekete bu denli direniyor oluşumuz ilginç, bu direncin azalacağını düşünmüyorum. Gün ve gün artacak.

Bunun bilincinde olup bir nevi önlem almakta fayda var.

Bunun için bedeninin gerçekten keyif aldığı ve hareket ettiği bir aktivite bul. Bu bisiklet sürmek de olabilir, temizlik yapmak da, cluba gitmek de olabilir, deneysel bir cinsel ilişki de, bir sahilde yürümek de olabilir, çocuklarla oynamak da, dans etmek de olabilir, yoga yapmak da. Burada keyif kelimesinin altını çiziyorum, çünkü bedene egzersiz adı altında bir işkence çektirmeye çalışmıyoruz. Eğer ne kadar fazla hoşuna gitmeyen fiziksel aktivitelerde bulunmaya kendini zorlarsan o kadar direnç gösterir bedenin.

Neyden hoşlandığını bul ve Just do it. Sadece yap!

Hiçbir şeyden hoşlanmadın mı? O zaman başka şeyler dene.

Geleceğe çok umutlu bakmıyorum, umutsuz da bakmıyorum.

Ama biliyorum ki hareket denilen hayvana, insana, doğaya dair o büyülü nitelik zaman geçtikçe azalacak. Belki de ön göremediğimiz ileriki tarihlerde tamamen yok olacak.

Her şeyi otomatik ve minimum hareketle halledeceğiz.

Yine de biz elimizden geldiğince hareketi sürdürelim. Mesela çok düşünmeye daldığımız bir anda çıkıp bir parkta yürüyelim. Evde hareket edelim, etrafı toplayalım, düzenleyelim. Hareket alanı için bilinçli davetler yaratalım.

Ki bedenimiz de uyumlansın bize.

Ki fiziksel varlığımız onurlandırılsın ve tüm spiritüel/zihinsel açılımlarımızı bizim için taşıyacak ve dünyada uygulayacak bir dayanak olsun.

Düşünsenize, yaşamınızda hiç kimse sizinle bu kadar yan yana değil, bedeninizden başka! Onu keşfetmek doyumlu bir yaşam sürmenizi mümkün kılar.

2023’de geleceğe doğru ilerlerken, bunlara niyet edelim mi?

Tüm gelişimimi sürdürürken bedenimi arkadaş ediniyorum.

Tüm bilgileri bedenimin sindirmesi için ve dönüştürmesi için ona zaman veriyorum.

Bedenimden sadece sağlıklı olmasını ve zihnime hizmet etmesini istemeyi bırakıyorum.

Bedenimin gündelik hareket ihtiyacını sağlıyorum.

Bedenime gelişkin bir hayvan olma hakkını geri veriyorum.

Belki o zaman bedenim de bana hediyelerini sunar.

Ona bir hizmetli gibi davranmayı bıraktığım zaman.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir