Kendimizden Başkası Olmaya Çalıştığımızda Başımıza Neler Gelir?

Üniversite bitirme projemin, performansımın ismi “Bugün Yine Kendim Olamadım”dı.

Bu performansın yaratıcı süresinde uzun uzun “ben” diye aradığım imgenin ve görselin ne olduğunu araştırdım; birkaç farklı kendilik haliyle bir sahne tasarladım. Şimdi dönüp baktığımda bu işimin bugün daha da anlam kazandığını görebiliyorum, çünkü zamansallık bizi “ben neyim?” “kendin olmak ne demek?” sorularına bir nevi iteledi ve ben kendim olamayışımı sahnelerken şuanda kendim olmanın ne demek olduğuna gün ve gün yaklaştığımı hissediyorum.

Yaşam amacımız burada öncelikle kendimiz olmak ve ardından bu kendiliği gerçekleştirmektir. Bu kendilik sözcüklerin ötesinde bir bilgi olduğu ve bir yandan da bize stabil bir formda görünmediği için zihinlerimiz için oldukça kafa karıştırıcıdır. Ayrıca günümüz sisteminden ezberimiz olan başarma çabasını burada da görürüz, kendin olmaya çabalamak. Ve başaramamak. Çünkü çabanın olduğu yerde kendilik yoktur.

Burada hemen çaba ve emek kavramlarını birbirinden ayıralım. Çaba, yaşamın kendi akışının bizim gitmek istediğimiz yönde ilerlemediğini hissettiğimizde doğan fazla eforla kürek çekme eylemidir. Aslında yaşamın olmakta olduğunu, bizim ilerlediğimiz yönün yaşamın ritmiyle uyumlu olması gerektiğini algılayama başladığımızda çabanın yerini emeğe bırakmaya başlarız. Yani hali hazırda yeteneğimiz, mizacımız, hediyemiz, ruhumuzun yapısı veya genetiğimiz: her ne diyorsak adına, bize verilmiş olanın farkına varmak, bu farkındalığa her gün emek vermek çabadan tamamen başka bir durumdur.

Kendiliğim nedir, nerededir, nasıldır soruları bir ömür boyu içimizde bize kaynaktır, kapıları o açar, sürprizleri o gönderir, hataları o yaptırır; bir adım daha yaklaşabilmemiz için kendi gerçeğimize. Günümüzde bilginin ışık hızıyla yayılmasıyla klişeler listesine girmiş olan “kendi gerçeğimiz” “kendi doğrumuz” ne kadar ağzımızda gevelenirse gevelensin, insan en içerisinde bilir kendisinden ne denli uzak olduğunu. Kendini aramak zahmetli iştir, paket program halinde önümüze koyulmaz. Kendimizi arayış biçimimiz bile kendimize özgüdür; bu da büyük bir paradoksa sebebiyet verir. O yüzden başkalarından rehberlik alırken bir başkasının yolunu kendimizin zannetmek sık sık başa gelir, çünkü bu daha kolaydır. Senin kendin keşfetmendense, birinin sana neyin nasıl yapılacağını formüle etmesi… İşte bu sorumluluk almamaktır.

Bir başkasının bize sunduğu her türlü, ama her türlü bilginin kendi özerkliğimiz süzgeçinden cesurca geçirilmesi gerekir. Kendi doğrumuzu başkalarının ağzında ve eylemlerinde aradıkça varlığımız bir ötekinin varlığına dayandırılır; bu varoluşun başına gelebilecek en büyük felakettir, dünyada yeri olan bir varlığın bir başka varlığın hükmünün ve doğrularının altına girmesi… Mesela bu yazı size sadece ilham olabilir, katılır veya katılmazsınız; zihninizde bir iki yeni yol bağlayabilir. Buse’nin her dediğini kabul ettiğiniz anda veya Buse’nin yaşayış biçmini kendi yaşayış biçminiz zannettiğiniz anda bu sizin sonunuz olur.

Belki de yalnızca sizin algılayacağınız size layık bir tokat. Kendimizden başkası olmaya çalıştığımızda başlarda bunun ayırdına varamayabiliriz, kaldı ki pek çok insan bir başkasının hayatını yaşamaya çalışıyor. Bu denklemin içinde bilinçle aydınlatılmamış çıkarlar da var, zihnimizle analiz dahi edemeyeceğimiz eski kayıtlar da. Bir başkasının hali hazırda kurduğu gerçekliği sahiplenip onun üzerinden yol almak kolay geliyor başta, uzun vadede ise bunun bedelini kendiliğin yitimiyle ödüyoruz. Tatmin olmayarak, ilişkilerde hüsrana uğrayarak, bedensel problemler deneyimleyerek, depresyona girerek, aslında yaşamıyorum gibi hissederek, alkışlara bağımlı olarak, herhangi bir şeye bağımlı kalarak, yorularak, ezilerek, veya çok başarılı olup da bunu kaybetme korkusuyla boğuşarak… Dediğim gibi; sizin hikayeniz ve sizin yolunuz.

Burada önemli olan şunu hatırlamak: Kendimi seçtiğimde ve kendiliğimin sorumluluğunu aldığımda, dünya bana kucağını açmaya başlar. Dünya bana kucak açtığında, ancak bedenime ve buraya “yerleştiğimde” evreni tam olarak hissetmeye başlarım… Neyin parçası olduğumuzun kabulüyle.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir