“Kendini Sevmek” Bir Hedef Olmalı mı?

Spiritüel öğretilerin yaşamımızda daha fazla yer edinmesiyle bu öğretilere göre yaşamaya, bu bağlamda değerler edinmeye başladık. Spiritüelliği her daim sakin olmak, bilge olmak, her an mütevazi kalmak, doğayla bir olmak, yargısız olmak, kendini sevmek… gibi beklentilerin içine koyarak şuanki yaşam koşullarımızda işlemesini bekliyoruz ve ne yazık ki olmuyor.

Sevgi, bir insanın kendini(evreni) arayışında eninde sonunda ineceği yerdir. Bizler kendimizi anlamlandırmaya çalışırken öyle ya da böyle sevgi veya sevgisizlikten geçer yolumuz; davranışlarımızın nasıl da sevilmek uğruna bilinçsizce bedenimizden akıp gittiğini gözlemlemek aslında oldukça basittir. Sevilmek, takdir görmek, desteklenmek adına insanın yapabileceklerinin, yapmaktan vazgeçeceklerinin haddi hesabı yoktur; hatta sevgisizlik ve kabul görmemişlikten gidip bir milleti katledebilirsiniz de.

Sonra baktık ki, bu sevgiyi başkalarından almak o kadar da kolay olmuyor, bu sevgi başkasının kontrolünde, üstüne bir de “kendini sevmezsen başkaları seni sevemez zaten.” adlı bir bilgi doğru düzgün temellendirilmeden öğretilerden pörtleyiverdi…

Ve insan çözüm buldu: O zaman ben kendimi sevmeliyim!

Peki ama, nasıl?

Pek zeki lineer aklımız; modern toplumumuzda öğrendiği taktikleri ve görevleri bu konuda da uygulamaya başlayıp bir “Kendini Sevme Listesi” hazırladı, karar verdi:

Kendimi ne olursa olsun seveceğim.

Kendimi sevmeliyim ki, güçlü olayım.

Kendimi sevmeliyim ki, yalnızlığım sorun olmasın.

Kendimi sevmeliyim ki şu depresyonum artık geçsin.

Kendimi sevmeliyim ki kilolarıma artık takmayayım.

Kendimi sevmeliyim ki sevgilim beni daha çok sevsin.

Bu ve bundan daha fazlası, birçok sorunun çözümü olması beklenilen “Kendini Sevme Meselesi” eylemlerimizde kahramanca, bazen de kısık sesle görünür olmaya başlasa da; en içimizde beceremediğimizi biliyoruz ve kavgamız içimizde git gide büyüyor.

Benim vizyonumda sevgi ve bilgi aynı enerjidir. Kendini bilmek, deneme yanılmalara izin vermek, bir tam olmuş “kendilik” tahtına fırlamaktansa kusurlarının sana hizmet ettiğini öğrenmek, evet hatta kendini yargılamak ve beğenmemek de kendini sevme’nin bir parçası olabilir.

Kendini sevme örtüsünün altında insan kendini konforlu alana hapsedebilir, dönüştürüp geliştirebileceği eylemlere yönelmek yerine kendini sabitleme güdüsüne kapılabilir ve dahası kendini başkalarından ayrı bir şey zannedebilir, çok fazla içine kapanabilir.

İşin özüne baktığımızda: ortada sevilecek bir kendi bile olmadığının, inanılmaz bir bütünlüğün içerisinde teslim olmak ve devam etmek (yin- yang) dengesinde her an yeni bir “kendi” yarattığımız bilincini sindirmeliyiz.

Aynada kendime bakıp “Harikasın.” deme ödeviyle sevgiyi bulacağıma; bazen denizin dalgasında, bir çocuğun ağlayışında, bir insanı terk edişimde, bir ağacın yeşerip kurumasında; varoluşun evrenin her bir zerresinde bulabilirim o sevgiyi aslında.

Sevgiyi yalnızca bize hoş gelen davranışlarla ilişkilendirip büyük resme bakmaya yeltenmediğimizde sevgi yokmuş gibi görünebilir. Sonra sevgiyi görev edinebiliriz.

Oysa sevgi her an her yerde farklı formlarda olmakta, ben kendimi emek emek her gün yeniden yaratmaktayım.

Bunca çabaya, bunca strese, kendini sevme hedefine rağmen; Şimdi her davranışının zaten kendini sevdiğin için bilinçsizce gerçekleştirdiğini, yalnızca bunu fark etmediğini söylesem Bana inanır mıydın?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir