Onaylanmayan Bir Ben Var mıyım?

Bir insan olarak, başımıza gelen pekçok olayın, bütün duygusal durumumuzun sevgi temelli olduğunu biliyoruzdur. Sevginin varlığı ya da yokluğu. Bütün hikayemiz, adını “travma” olarak adlandırdığımız her bir yaşantımız sevgisizlikle ilintilidir. Kendimizi yalnız kovboylar olarak yetiştirsek de bilinçsizce görülmenin, sevilmenin ve onaylanmanın peşinde koşuyoruz.

İnsan kendisini bir başkasının gözünde arar. Varlığımızdaki gücün kendimizi bilme ve farkında olma sürecinden geçtiğini bilsek de pratik anlamda ötekilere ihtiyaç duyarız. Bu ötekiler üzerinden kendimizi ve dünyayı tanımlarız. Hatta gerçekliği yaratan da bir ötekinin varlığıdır, ötekilerin zihinlerinin çarpışması ve ortaya ortak bir ürün çıkmasıdır. En nihayetinde ortaklığa öykünür insan ve bir başarıyı bile kendi için değil, bunu paylaşmak için kazanmaya çalışır.

Değerli bir hocamın benimle paylaştığı bir deneyden bahsetmek istiyorum: Üç yavru eşek grubu oluşturuyorlar. Birinci gruba sevgi gösteriliyor, dokunuluyor, besleniyor ve “iyi muamele” ediliyor. İkinci eşek grubuna hiçbir temas iletisinde bulunulmuyor, eşekler görmezden geliniyor. Üçüncü grup eşeklere ise şiddet uygulanıyor, vuruluyor, “kötü muamele” ediliyor. Bu üç eşek grubunun gelişimi izlendiğinde, ikinci grubun fiziksel gelişiminin tamamen durduğu, birinci ve üçüncü grupların ise gelişmeye devam ettiği gözlemleniyor.

Bu deneyi dinlemekten epey etkilenmiştim, bizim en kötü addettiğimiz fiziksel şiddetten bile daha çok etkisini gösteren bir durum var canlı üzerinde: görülmemek, onaylanmamak, yok sayılmak. Duyguları olan bir canlının varlığını yok saymak kadar ağırı yoktur onun için. Öyle ya da böyle en temel güdümüz var olmak ve bu varlığın bir dış ayna tarafından kabul edilmesi.

Dolayısıyla sadece “iyi muamele” aldığımda değil, olumsuz eleştirildiğimde, biri bana bağırdığında, birini öfkelendirebildiğimde, kavga çıkarabildiğimde de onaylanıyorum. Bu konuda psikoloji alanında uzman kişilerin değerli söylemleri var. Bizim gündelik algıyla ilan ettiğimiz “iyi” ve “kötü” aslında yok. İyi de kötü de varlığımı onaylıyorsa içerde bir alan bundan tatmin oluyor. Reaksiyon almadığımda, tepkisizlikle karşılaştığımda ise bu bir canlı için en büyük hezeyan.

Peki onaylanmama tehlikesinden kurtulmak için var olduğumu ispatlamam ve illa dikkat çekmem mi gerekir? Burada onaylanmamayı da bir kez daha açmak istiyorum, çünkü bu onaylanmamak reddedilmek anlamındaysa yine onaylanmış oluyorum. Varlığım görülüp reddediliyor ve bu olumsuz algılansa bile aslında benim varlığıma bir hediye.
Ama yaptığım hiçbir şey görülmezse, eleştirilmezse, reaksiyon almazsa, hatta reddedilmezse; sadece sessizlik, içi boş bir tepkisizlik olursa… O zaman halim ne olur?

İşte bu yüzden günümüz insanının en büyük uğraşı dikkat çekmek üzerine. Dikkat çekmek üzerine kurulu bir ağın içinde hepimiz varlığımızı ispatlama ve bunu olumlu/olumsuz cevaplarla onaylatma peşindeyiz. Bu çok doğal insani bir yönelim, birimiz birimizden üstün ya da farklı değil. Sadece bunu ciddiye alma derecelerimiz ve ötekinde kendimizi yaşatma derecelerimiz farklı. Kimimiz o ötekileri bilinçle seçebiliyoruz, kimimiz tüm dünyaya kendimizi kabul ettirmeye çalışıyoruz. Herkes onu kabul etsin, sevsin diye uğraşan bir insan yok olur.

Tüm bunların ardından sormalı kendimize: Elimden tüm metalarım alınsa, sosyal medyadaki varlığım silinse, bir iki gün kendi kendime boş bir alanda dursam, kitap da okumasam, kimse bana cevap da vermese… Ben hala yaşar mıyım? Onaylanmayan bir ben… Var mıyım?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir