Yaşam Şu Anda, Her Yerde

Ben merkezci yaşamın izlerini her yerde görüyoruz. Elbette yaşamımın merkezinde ben varım çünkü ben gözlemciyim, olduğum yerden bakıyorum ve yaşam önümde oluyor. Yaşam önümde akıp gittiği için de kendimi ondan ayrı bir şeymiş gibi algılayabiliyorum, kendimi soyutlayabiliyorum ya da yaşam sadece “bana olan, bana yapılan” bir hareket devinimiymiş gibi düşünüyorum. Birinin terk etmesi bana oldu, birinin bana bağırması bana oldu, yaşam bana oluyor, bu haksızlıklar bana yapılıyor… ve dahası. Byron Katie’nin çok sevdiğim bir lafı vardır: “Life happens for you, not to you.”
Yaşam senin için olur, sana karşı olmaz.

Yaşamı benden ayrı bir şey gibi düşündüğüm zaman ise hayatın kendisiyle arama mesafe koymuş oluyorum. Hayat ayrı bir yerde, ben ayrı bir yerde; başka bir deyişle ben hayatın içinde değilim. Hayatın bana gelmesi gerekir.
Peki bu doğru mu?

Bilhassa pandemi dönemiyle mekanlara gitmeyi bırakıp toplantıların eve gelmesiyle, derslerin eve gelmesiyle oluşan “yaşam bana gelmeli” ben yaşama katılmak için bir harekette bulunmak zorunda değilim fikri yaygınlaşmaya ve bedenlere yerleşmeye başladı. Eskiden bir ders almak için evden çıkmam ve bir yol kat etmem, olana katılmak için bir eylem gerçekleştirmem ve bir zahmet göstermem gerekirdi. Yaşam oluyor, ben yaşama gidiyorum. Ben yaşama katılıyorum.

Tüketim kültürünün içimize organik bir parçamızmış gibi işlemesiyle denklemi değiştirdik. Yaşam bana gelmeli, benim bir şey yapmama gerek yok. Oturduğum yerden yaşam bana geliyor, telefonuma bildirimi düşüyor, biri fotoğrafımı beğeniyor. İstediğimde de bunu engelliyorum, telefonumu rahatsız etme’ye alıyorum, yaşam bana gelmeyi kesiyor. Kendi zihnimiz ve canlılığımız da yaşamın ürünü, yani biz tek başımızayken de yaşamla iç içeyiz; ancak tek başınalık ve insan zihni o denli yanıltıcı olabilir ki kendi yansımamızı bir yerlerde okumadan yaşıyor sayılmayız. Zihin muhteşem hızı ve gelişme kabiliyetiyle kendimize çelme takma yetilerini de içerir. Bunu en güzel bizi sadece kendimizi düşüncelerimiz zannettirerek yapar. Bu söze daha önce denk gelmişsinizdir: “Ben düşüncelerim değilim.”

Ben düşüncelerim değilim dediğim yerde hayat başlar.

Şimdilerde yaşama gitmeye yeniden başladık, katılıyoruz; pasifliği azalttık, hatta özlediğimiz için her zamankinden daha sosyal bile olabiliriz. Kimimiz ise bu yalnızlığa alıştı, kendine soyutladı, biraz daha kendiyle vakit geçirme antrenmanı yaptı. Başkasıyla ya da birlikte fark etmez; yaşama dahil olmak bir bilinç meselesidir. Kendinizle baş başayken de yaşama dahil olabilirsiniz; meditasyonla, bir yazı yazmakla, dans etmekle, yoga yapmakla, ağaçları izlemekle… ve sizi siz yapan pek çok başka eylemle. Bir başkasıyla daha interaktif bir yaşam başlar; al, ver, iletişimi döndür, ondan tetiklen, duyguların açığa çıksın, bastır ya da yaşa, konuş, dürtüler uyansın; karşıyla aranda bir bağ oluşsun.

Bunların çoğunu zihin seviyesinde yapıyor olsak da aslında iletişimde bir başkası devreye girdiğinde beden olaya daha fazla dahil olmaya başlar. Memeliler olarak bizler duygusal varlıklarız ve bir ötekiyle iletişim kurarken sandığımızdan daha fazla oranda duygusal ve hissel katmanlarımızda uyarılıyoruz. Bütün bu reaksiyonlar bedenin tamamında oluyor ve bedenimizle, bütünümüzle yaşama katılmış oluyoruz.

Yaşam, şu anda, her yerde. Durduğun yerde bile, tüm dolaşım sistemin, nefesin, sinir sistemindeki iletişimin her an olmakta. Bedenin senin için çalışıyor, seni yaşama davet ediyor. Onun ritmiyle uyumlanıp sen de adım atarsan yaşama katılmaya; o zaman yaşam sana değil, senin için olmaya başlayacak.

Yaşam Şu anda, Her Yerde

Ben merkezci yaşamın izlerini her yerde görüyoruz. Elbette yaşamımın merkezinde ben varım çünkü ben gözlemciyim, olduğum yerden bakıyorum ve yaşam önümde oluyor. Yaşam önümde akıp gittiği için de kendimi ondan ayrı bir şeymiş gibi algılayabiliyorum, kendimi soyutlayabiliyorum ya da yaşam sadece “bana olan, bana yapılan” bir hareket devinimiymiş gibi düşünüyorum. Birinin terk etmesi bana oldu, birinin bana bağırması bana oldu, yaşam bana oluyor, bu haksızlıklar bana yapılıyor… ve dahası. Byron Katie’nin çok sevdiğim bir lafı vardır: “Life happens for you, not to you.”
Yaşam senin için olur, sana karşı olmaz.

Yaşamı benden ayrı bir şey gibi düşündüğüm zaman ise hayatın kendisiyle arama mesafe koymuş oluyorum. Hayat ayrı bir yerde, ben ayrı bir yerde; başka bir deyişle ben hayatın içinde değilim. Hayatın bana gelmesi gerekir.
Peki bu doğru mu?

Bilhassa pandemi dönemiyle mekanlara gitmeyi bırakıp toplantıların eve gelmesiyle, derslerin eve gelmesiyle oluşan “yaşam bana gelmeli” ben yaşama katılmak için bir harekette bulunmak zorunda değilim fikri yaygınlaşmaya ve bedenlere yerleşmeye başladı. Eskiden bir ders almak için evden çıkmam ve bir yol kat etmem, olana katılmak için bir eylem gerçekleştirmem ve bir zahmet göstermem gerekirdi. Yaşam oluyor, ben yaşama gidiyorum. Ben yaşama katılıyorum.

Tüketim kültürünün içimize organik bir parçamızmış gibi işlemesiyle denklemi değiştirdik. Yaşam bana gelmeli, benim bir şey yapmama gerek yok. Oturduğum yerden yaşam bana geliyor, telefonuma bildirimi düşüyor, biri fotoğrafımı beğeniyor. İstediğimde de bunu engelliyorum, telefonumu rahatsız etme’ye alıyorum, yaşam bana gelmeyi kesiyor. Kendi zihnimiz ve canlılığımız da yaşamın ürünü, yani biz tek başımızayken de yaşamla iç içeyiz; ancak tek başınalık ve insan zihni o denli yanıltıcı olabilir ki kendi yansımamızı bir yerlerde okumadan yaşıyor sayılmayız. Zihin muhteşem hızı ve gelişme kabiliyetiyle kendimize çelme takma yetilerini de içerir. Bunu en güzel bizi sadece kendimizi düşüncelerimiz zannettirerek yapar. Bu söze daha önce denk gelmişsinizdir: “Ben düşüncelerim değilim.”

Ben düşüncelerim değilim dediğim yerde hayat başlar.

Şimdilerde yaşama gitmeye yeniden başladık, katılıyoruz; pasifliği azalttık, hatta özlediğimiz için her zamankinden daha sosyal bile olabiliriz. Kimimiz ise bu yalnızlığa alıştı, kendine soyutladı, biraz daha kendiyle vakit geçirme antrenmanı yaptı. Başkasıyla ya da birlikte fark etmez; yaşama dahil olmak bir bilinç meselesidir. Kendinizle baş başayken de yaşama dahil olabilirsiniz; meditasyonla, bir yazı yazmakla, dans etmekle, yoga yapmakla, ağaçları izlemekle… ve sizi siz yapan pek çok başka eylemle. Bir başkasıyla daha interaktif bir yaşam başlar; al, ver, iletişimi döndür, ondan tetiklen, duyguların açığa çıksın, bastır ya da yaşa, konuş, dürtüler uyansın; karşıyla aranda bir bağ oluşsun.

Bunların çoğunu zihin seviyesinde yapıyor olsak da aslında iletişimde bir başkası devreye girdiğinde beden olaya daha fazla dahil olmaya başlar. Memeliler olarak bizler duygusal varlıklarız ve bir ötekiyle iletişim kurarken sandığımızdan daha fazla oranda duygusal ve hissel katmanlarımızda uyarılıyoruz. Bütün bu reaksiyonlar bedenin tamamında oluyor ve bedenimizle, bütünümüzle yaşama katılmış oluyoruz.

Yaşam, şu anda, her yerde. Durduğun yerde bile, tüm dolaşım sistemin, nefesin, sinir sistemindeki iletişimin her an olmakta. Bedenin senin için çalışıyor, seni yaşama davet ediyor. Onun ritmiyle uyumlanıp sen de adım atarsan yaşama katılmaya; o zaman yaşam sana değil, senin için olmaya başlayacak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir